Türkiye’de para biriktiremeyen insan sayısı çok fazla. Ama konu ne zaman açılsa, sohbet hep aynı yere gider: “Gelirler Düşük.” Evet, doğru. Ama bu cevap tek başına gerçeği açıklamıyor. Çünkü aynı ülkede, aynı maaş aralığında olup kenara para koyabilen de var. Az, zor, yavaş… ama var.
O zaman rahatsız edici bir soru ortaya çıkıyor: Sorun sadece ne kadar kazandığımız mı, yoksa parayla kurduğumuz ilişki mi?
Bu yazıyı kişisel finans öğütleri vermek için yazmıyorum. Kimseye “şunu yap, bunu yap” demeye de niyetim yok. Daha çok şu tarafı konuşmak istiyorum: Kimsenin yüksek sesle söylemediği, ama herkesin içinde hissettiği tarafı.
Para biriktirememek bir matematik problemi değil
Çoğu içerik meseleyi matematiğe indirger: Gelir-gider= Birikim
Kağıt üzerinde doğru. Ama gerçek hayatta insanlar kağıt üzerinde yaşamıyor. İnsanlar:
- Yorgunken harcıyor
- Stresliyken harcıyor
- “Bunu hak ettim” derken harcıyor. Yani harcama kararları çoğu zaman hesapla değil, duygu ile alınıyor.
Türkiye’de para biriktirememenin önemli bir kısmı, tam da burada başlıyor. Çünkü biz parayı sadece bir araç olarak görmüyoruz. Para, duygusal bir şey.
Türkiye’de para, sadece para değil
Bir çok ülkede para, hayatı kolaylaştıran araçtır. Türkiye’de ise çoğu zaman hayatta kalma hissiyle iç içedir. Para:
- Güvenlik demektir
- Kontrol demektir
- “Yarın ne olur?” kaygısına verilen cevaptır.
Bu yüzden biz parayı kazandığımız anda rahatlayamayız. Tam tersine, kazandığımız anda kaybetme korkusu başlar. Bu da iki uç davranışa sebep olur:
- Ya aşırı tutumluluk
- Ya da “Nasıl olsa olmuyor” deyip savurganlık. İkisi de uzun vadede birikimi zorlaştırır.
“Ne olacak ki?” harcamalarının sessiz etkisi
Büyük harcamalar göze batar. Ama asıl sorun çoğu zaman küçük, dağınık ve gerekçelendirilmiş harcamalardır.
- “Bugün çok yoruldum.”
- “Zaten bu ay da bir şey biriktiremedim.”
- Bu kadar çalışıyoruz, biraz da harcayalım.”
Bu cümlelerin hepsi çok insani. Ama ay sonunda birikimin neden oluşmadığını da sessizce açıklar.
Burada mesele kahve, yemek ya da küçük keyifler değil. Mesele şu: Bu harcamaların fark edilmeden normalleşmesi.
Kimse sabah kalkıp “bugün geleceğimi sabote edeceğim.” diye harcamaz. Ama duygusal boşluklar harcamayla doldurulmaya çalışıldığında, para birikmez.
Gelir artıyor ama birikim artmıyor mu?
Bir çok insanın yaşadığı tuhaf bir durum var: Maaş artıyor ama ay sonu hissi değişmiyor.
Bunun nedeni genelde şudur: Gelir arttıkça yaşam standartı da sessizce artar. Daha iyi ev, daha iyi telefon, daha sıkk dışarıda yemek… Bunların hiçbiri yanlış değil. Sorun şu ki bu artış bilinçsiz olduğunda, birikim yine arka planda kalır.
Yani mesele “çok kazanmak” değil, ne zaman duracağını bilmek.
Para biriktirmek istememek de bir gerçek
Bu çok az konuşulur ama önemli bir gerçek: Bazı insanlar aslında para biriktirmek istemez. Sebebi tembellik değil, daha derin bir şey:
- “Zaten bir şey değişmeyecek” hissi
- Geleceğe dair umutsuzluk
- Belirsizlikten kaçma isteği
Türkiye’de uzun vadeye güvenmek zor. Kurallar değişiyor, şartlar değişiyor, planlar bozuluyor. Bu da insanı bilinçsizce “anı yaşamaya” iter. Ama bu “anı yaşamak” çoğu zaman farkında olmadan geleceği ipotek etmeye dönüşür.
Birikim, sadece parayla ilgili değil
Para biriktirmek, sadece cüzdanla ilgili bir konu değil. Zihinsel bir eşik var. İnsan şunu demeye başladığında bir şeyler değişiyor: “Benim hayatım tamamen kontrolsüz değil.”
Bu cümle büyük paralarla değil, küçük ama farkındalıklarla kuruluyor. Birikim:
- Güç hissi verir
- Kontrol hissi verir
- Geleceğe dair sesi biraz kısar
Ama bu noktaya gelmek için, önce paraya bakışın değişmesi gerekiyor.
Türkiye şartlarında gerçekçi olmak zorundayız
Burada bir uyarı yapmak gerekiyor. Herkesin durumu farklı. Borcu olan var, ailesine bakan var, sağlık giderleri olan var. Herkes için birikim mümkün olmayabilir. Bu bir başarısızlık değil.
Sorun, imkan varken farketmemek. Sorun, neden birikmediğini hiç sorgulamamak.
Kimseyi suçlamak değil mesele. Ama gerçeği konuşmadan da ilerlemek mümkün değil.
Asıl mesele: Parayla kurulan ilişki
Toparlarsak, Türkiye’de para biriktirememenin asıl nedeni çoğu zaman gelir değil. Asıl neden:
- Paranın duygusal yükü
- Belirsizlik korkusu
- Geleceğe güvensizlik
- Harcamayı rahatlama yöntemi olarak görmek
Bunlar konuşulmadıkça, sadece “maaş yetmiyor” demek eksik kalıyor.
Son söz: Bu bir kişisel yetersizlik değil
Eğer para biriktiremiyorsan, bu seni beceriksiz yapmaz. Sistem, şartlar ve psikoloji iç içe geçmiş durumda. Ama şunu fark etmek önemli:
Parayla ilişkin değiştiğinde, rakamlar da yavaş yavaş değişir.
Bu yazının amacı çözüm dayatmak değil. Bir durup aynaya bakma alanı açmak. Belki de ilk adım budur.
