Telefon artık evde bir köşede duran bir eşya değil. Masanın üstünde, koltuğun yanında, cebimizde… Uyanınca bakıyoruz, gün içinde defalarca elimize alıyoruz, yatarken son kez kontrol ediyoruz. Böyle bir ortamda büyüyen çocuktan telefona hiç ilgi duymamasını beklemek zaten gerçekçi değil. Zaten sorun da bu değil. Asıl sorun, telefonun çocuğun hayatında fark etmeden neyin yerine geçtiği.
Bir çok evde telefonla tanışma sahnesi aşağı yukarı aynı. Çocuk huzursuzdur, yemek yedirmek zordur, bir yere yetişilecektir, misafirliktedir. Bir anlık çözüm gerekir. Telefon uzatılır ve mucize olur. Çocuk susar, ekrana kilitlenir ve ortam rahatlar. O an kimse “ileride ne olur?” diye düşünmez. Çünkü o an tek dert, o anın atlatılmasıdır.
Ama çocuk beyni o anı kayıt eder. Sessiz kalırsam ekran geliyor, sıkılırsam ekran var, beklemem gerekirse ekran kurtarıyor. Bu öğrenme çok hızlı olur. Çünkü o anda karşılık vardır. Renkler, sesler ve hareketler. Gerçek hayatta olmayan bir hız.
Zamanla telefon sadece bir eğlence olmaktan çıkar. Çocuk için bir alışkanlığa, hatta bir kaçış yoluna dönüşür. Canı sıkıldığında düşünmek yerine bakar. Sinirlendiğinde sakinleşmek yerine izler. Üzüldüğünde anlatmak yerine kaybolur. Biz bunu çoğu zaman “uslu duruyor” diye okuruz. Ama aslında çocuk içe çekilir.
Günlük hayatta yapılan en büyük hatalardan biri burada başlar. Telefonu çocuğun duygularını bastırmak için kullanmak. Çocuk ağladığında ekran, sinirlendiğinde ekran, sabırsızlandığında ekran… Oysa çocuk bu duygularla yaşamayı öğrenmelidir. Üzüntü geçer, sıkıntıı geçer, beklemek öğrenilir. Telefon bu süreci yarıda keser. Duygu gelir ama hemen üstü örtülür.
Bir süre sonra çocuk kendi duygusunu tanıyamaz hale gelir. Ne hissettiğini bilmez, sadece rahatsız olur. Ve o rahatsızlık geldiğinde aklına tek bir çözüm gelir. Ekran. Çünkü daha önce hep öyle olmuştur.
Bir başka çok yapılan hata da telefonu ödül gibi kullanmaktır. “Yemeğini yersen telefon”, “uslu durursan video”, “ağlamazsan çizgi film.”… Bu cümleler çok tanıdık. Ama bu yaklaşımm telefonu dahha da değerli yapar. Telefon artık sıradan bir eşya değil, ulaşılması gereken bir hedef olur çocuk için. Çocuk için asıl önemli olan yemek değil, ekrana ulaşmaktır.
Zaman geçtikçe telefonla büyüyen çocukların dikkat süreleri kısalmaya başlar. Çünkü ekran durmaz. Sürekli değişir. Gerçek hayat ise bekler. Oyuncak bekler, kitap bekler, sohbet bekler. Çocuk ekran hızına alıştığında, bu yavaşlık ona zor gelir. “Sıkıldım” demesi bundan olur çoğu zaman.
Burada genelde şu cümle gelir. “Ama benim çocuğum çok zeki, etkilenmez ki.” Bu durum zeka meselesi değildir. Bu tamamen alışkanlık meselesidir. Yetişkinler bile saatlerce ekrana bakınca zihni yoruluyorsa, bir çocuktan bunu kendi başına dengelemesini beklemek mantık dışıdır.
Telefonla büyüyen çocukların bir kısmı kendi kendine oynamakta zorlanır. Oyuncaklar vardır ama uzun süre ilgisini çekmez. Çünkü oyuncak sessizdir. Oyuncakla oynamak, hayal kurmak ister. Ekran ise her şeyi hazır verir. Hikayeyi kurar, sesi verir, görüntüyü değiştirir. Çocuğa düşen sadece bakmaktır. Zamanla çocuk oyun kuran değil, izleyen olur.
Bir de evin içinde sessiz kopukluk meselesi var. Aynı ortamda herkes yan yanadır ama herkes başka bir yerdedir. Çocuk ekranda, anne baba başka bir ekranda. Fizik olarak yakınız ama zihin olarak uzak. Oysa çocuk dediğimiz şey bakarak büyür, bakarak öğrenir. Göz temasıyla, mimikle, ses tonuyla, sohbetle.
Telefon bu anları farketmeden azaltır. Kimse bilerek yapmaz. Ama günün sonunda birlikte geçirilen zaman, gerçekten birlikte geçirilen zamana dönüşmez.
Doğru kullanım denen şey, kusursuz bir düzen kurmak değildir. Gerçekçi olmak gerekir. Telefon hayatımızda var ve hep oolacak. Ama kuralı belli olmazsa, sınırı çizilmezse kontrolü ele geçirir.
İlk yapılması gereken şey, telefonun ne zaman verildiğine bakmaktır. Gerçekten ihtiyaç olduğu için mi yoksa biz yorulduğumuz için mi? Çocuk mu sıkıldı yoksa biz mi uğraşmak istemedik? Bu sorular rahatsız edici olabilir ama dürüstçe sorulmadan ilerlemek zor.
Sınır meselesi burada çok önemlidir. Bugün var yarın yok, bir gün serbest bir gün yasak gibi belirsizlikler çocukları daha çok zorlar. Çocuk ne zaman ne olacağını bilmek ister. Netlik çocuğu rahatlatır. Sınır sevgisizlik değildir, tam tersine güvendir.
Telefonuu tamamen kaldırmak çoğu ev için mümkün değildir. Ama geri plana almak mümkündür. Yemek masasında telefon olmaz. Uykuya yakın ekran kapanır. Oyun zamanı ekransızdır. Bunlar küçük gibi görünür ama düzeni değiştirir.
Burada en çok zorlanan nokta şudur. Telefonu azaltınca bir boşluk oluşur. O boşluk dolmazsa çocuk huzursuz olur. Çünkü alıştığı şey gitmiştir. O boşluk ilgiyle dolmazsa, birlikte vakit geçirmekle doldurulmazsa, süreç zorlaşır. Bu noktada anne babanın gerçekten orada olması gerekir.
Başta itiraz olur, ağlama olur, öfke olur. Bu normaldir. Çünkü alışkanlık değişmektedir. Ama bu sonsuza kadar sürmez. Çocuklar sandığımızdan çok daha hızlı uyum sağlar. Yeter ki büyükler kararlı olsun. Çocuk ilgi istediğinde “hayır” demesin.
Bu süreçte anne babaların kendini suçlaması çok yaygın. “Geç kaldım”, “çok verdim”, “yanlış yaptım” diye düşünür. Ama suçluluk bir işe yaramaz. Fark etmekk yeterlidir. Bugünden sonra yapılan küçük değişiklikler bile çok şey değiştirir.
Telefon çocuğun hayatını doldurmasın. Hayatın küçük bir parçası olarak kalsın. Oyuncaklarla oyun oynamak gerçek olsun. Veya kendi başına kurduğu oyunlarla, arkadaşlarıyla beraber oynadığı oyunlarla kendisini geliştirsin. Çocukla yapılan sohbetler yarım kalmasın. Çocuğuun sessizliğinden korkulmasın.
Çocukluk hızlı geçiyor arkadaşlar. Ekranda akan videolar gibi geri sarılmıyor. O yüzden telefon cebimizde dursun ama çocukluğun önüne geçmesin. Çünkü çocukluk başka bir şeye benzemiyor ve asla geri gelmiyor.
Bir sonraki yazımda görüşmek dileklerimle… Hoşça kalın.
