Market Alışverişinde Kasada Az Ödemenin Yolları: Marketlerin Tuzaklarına Düşmeyin!

Market fiyatları belinizi mi büküyor? “Market alışverişinde nasıl tasarruf edilir?” diyorsanız, kendi tecrübelerimle hazırladığım bu 15 madde cebinizi rahatlatacak.

Market Alışverişinde Kasada Az Ödemenin Yolları Marketlerin Tuzaklarına Düşmeyin!

Merhaba dostlarım!
Dün akşam markete gittim, sepeti elime aldım, “Hadi birkaç şey alayım, bu hafta idare ederiz” dedim. Kasaya geldim, fişi uzattılar, bir baktım: “1550 Lira! Benim aklımda 1200 – 1300 Lira vardı. Kalbim hop etti. “Nasıl oldu bu?” diye kendi kendime sordum. Meğer marketlerin o bildiğiniz tuzaklarına yine düşmüşüm. Göz hizasında duran o pahalı çikolatalar, kasanın yanına dizilmiş şekerler, “sadece bugün” yazan indirim yazıları… Hepsi bir araya gelmiş, cebimden fazladan para koparmış. Siz de benim gibi “Neden hep fazla ödüyorum?” diye dert yanıyorsanız, bu yazı tam size göre. Bugün market alışverişinde kasada az ödemenin en basit, en işe yarar yollarını kendi ağzımdan, kendi yaşadıklarımdan anlatacağım. Hiç yalan yok, hiç abartı yok. Uygulayın, cebiniz rahatlasın.

Özellikle şunu söyleyeyim: Market alışverişi bir savaş alanı gibi. Onlar seni kandırmak için her şeyi düşünüyor, sen de cebini korumak için uyanık olacaksın. İlk kuralım çok basit: Asla aç karnına markete gitme! Ben eskiden akşam acıkınca giderdim. O zaman her şey güzel görünürdü. Gözüme o hazır yemekler, o cips paketleri, o sucuklar çarpar, sepete atardım. Eve gelince “niye aldım bunları?” diye pişman olurdum. Şimdi ise markete gitmeden önce evde bir iki lokma atıştırıyorum. Karnım tok olunca gözüm sadece liste ne diyorsa ona takılıyor. Bu tek alışkanlık bile her ay 200-300 lira kazandırıyor bana. Denemeyen kalmasın!

İkinci iş: Alışveriş listesi şart! Telefonun not uygulamasına ya da eski bir kağıda yaz. “Ekmek, süt, yumurta, peynir, deterjan…” diye. Listeyi yazarken fiyatları da yanına yazarsan daha iyi olur. Ben her hafta pazar akşamı oturur, bu haftaya ne lazım diye düşünürüm. Sonra markete gidince sadece listedekileri alırız. Listeye sadıkk kalınca o “bir bakayım” diye dolaşacağın reyonlarda vakit kaybetmiyorsun. Market seni oradan oraya sürükleyemiyor. Bu sayede kasada şaşkın şaşkın “bu neydi ya?” demiyorsun. Liste yapmayanlar her seferinde en az 30-40 Lira belki daha fazla veriyor. Benim gibi yapmak isterseniz, bir kere deneyin, bir daha liste yapmayı bırakmazsınız.

Üçüncü önemli nokta: Fiyatları karşılaştırın! Marketlerde aynı ürünlerin farklı markaları yan yana durur. Birinin kilosu 25 lira, öbürünün 42 lira. Ama ikisi de aynı rafın üstünde. Sen gözüne ilk çarpanı atıyorsun. Dur bakalım! Her zaman alt köşede küçük bir fiyat etiketi var: “Birim fiyat” diye yazar. O etikete bak! Mesela pirinç alıyorsun. 1 kiloluk paket 28 lira, 2 kiloluk 52 lira. Hangisi daha ucuz? İkincisi daha ucuz değil mi? Ama sen aceleyle birinciyi alacaksın. Ben artık her şeyi birim fiyata göre alıyorum. Yağ, şeker, un, makarna… Hepsi için geçerli. Bu iş 10 saniye sürüyor ama her ay cebinde 70-80 lira kalıyor. Marketin “büyük paket daha ucuz” tuzağına düşme. Sen kendin hesapla.

Dördüncü tuzak: Kasanın önü. Orası en tehlikeli yer. Beklerken gözün o çikolatalara, sakızlara, küçük atıştırmalıklara takılır. “Bir tane alsam ne olur ki?” dersin, sepete atarrsın. Ben eskiden hep böyle yapardım. Sonra fişte 110-220 lira fazladan çıkardı. Şimdi ne yapıyorum biliyor musunuz? Kasaya yaklaşırken gözlerimi yere indiriyorum. Telefonuma bakıyormuş gibi yapıyorum. O şekerleri, cipsleri görmüyorum bile. “Kasada bir şey almayacağım, eve gidince evdeki atıştırmalıklardan yerim” diyoruum kendime. Bu yöntemle kasadaki fazladan harcamayıı sıfıra indirdim. Siz de deneyin, bir daha o tuzağa düşmezsiniz.

Beşinci yol: İndirim günlerini takip et. Marketlerin çoğu her salı veyya çarşamba “indirim günü” yapıyor. Benim gittiğim marketin pazartesi günü et vve tavuk indirimi oluyor. Perşembbe günü de temizlik malzemeleri. Bunları ezberledim. Telefonumda takvimde işaretli. O gün gidiyorum, listemdeki şeyleri indirimli alıyorum. Ayrıca “sadakat kartı, (veya market kartı da denen kartı da) denen şeyi de kullanıyorum. Her alışverişte puan birikiyor, sonra o puanlarla bedava ürün alıyorum. Market sana “ücretsiz” diyor ama aslında sen o puanı kazanmak için harcıyorsun. Ama ben yine de alıyorum çünkü bedavva deterjan, bedava makarna geliyor. Hiç yoktan iyidir.

Altıncı iş: Kendi poşetini getir! Marketlerin poşet parası aldığını herkes bilir. 2-3 lira her seferinde. 1 poşet 1 lira. iki üç poşetlik malzeme alınca fazladan 2-3 lira ödüyorsun. Haftada iki markete gidersen ayda 20-25-30 lira sadece poşete gidiyor. Ben eski bez torbalarımı yanıma alıyorum. File varsa filenizi yanıınızda götürün. Market görevlisi “poşet ister misiniz?” diye sorunca “hayır” diyorum. Hem çevreye zarar vermiyorum hem de cebimden para çıkmıyor. Bu çok basit ama unutmayın, küçük şeyler birikir.

Yedinci tuzak: “Sadece bugün” yazıları! Marketler raflarra kırmızı etiket yapıştırır, “sadece bugün 19.90 TL” diye. Sen de “aman kaçırmayayım” diye alırsın. Ama bir bakarsın, o ürün normalde de 19.90 lira imiş. Ya da yanıındaki ürün daha kaliteli ve aynı fiyata. Ben artıkk o kırmızı etiketlere inanmıyorum. Hemen yanındaki etikete bakıyorum. Çoğu zaman “sadece bugün” tuzağı olduğunu görüyorum. Böylece gereksiz şeyleri almıyorum.

Sekizinci önemli nokta: Marka takıntısını bırak. Pahalı markalı yoğurtla marketin kendi markası arasında tad farkı yok. Ben denedim. Aynı. Ama fiyatı yarı yarıya. Yumurta, süt, peynir, zeytinyağı… Hepsi için aynı. Marketin kendi markası genelde en altta durur, gözüne çarpmaz. Senn göz hizasındakini alırsın. Ben artık eğilip alttakini alıyorum. Ayda 100 liradan fazla tasarruf ettim. Kimse görmesin diye utanma, cebin rahat olsun.

Dokuzuncu yol: Alışveriş saatini iyi seç. Sabah erken saatlerde veya akşam kapanmadan 1 saat önce git. O saatlerde raflar daha dolu, indirimler yeni gelmiş oluyor. Öğlen ikindi saatlerinde kalabalık oluyor, aceleyle yanlış şey alıyorsun. Benn genellikle akşam 8 gibi gidiyorum. Kasalar boş, görevliler daha nazik, fiyatlara rahat bakabiliyorum.

Onuncu tuzak: Rafın göz hizası! Marketler en pahalı ürünleri senin göz hizana koyar. Daha ucuz olanlar ya üstte ya altta. Ben markete gidince önce eğiliyorum, sonra yukarı bakıyorum. Orta rafları hiç karıştırmıyorum. Bu yöntemle aynı ürünü %30-%40 daha ucuza alıyorum. Mesela bisküvi reyonunda orta rafta 35 lira, altta 22 lira. Aynı marka, aynı gramaj. Sen hangisini alacaksın? Tabii alttakini!

On birinci iş: Toplu alım ama dikkatli! Şeker, pirinç, makarna gibi uzun süre bozulmayan şeyleri indirimdeyken 2-3 paket al. Ama son kullanma tarihlerine bakmadan alma. Çünkü biraz uzun süre evde kalacak. Son kullanma tarihine yaklaşmış ürünleri de almayın. Evde saklayacağınız süreyi de hesap edin. Aldığınız tarihte henüz son kullanma tarihi geçmediği için, markete iade hakkınızda bulunmayacak. “Aldığınız tarihte ürünümüzün son kullanma tarihi geçmemiş, evde beklediği süreden biz sorumlu değiliz” diyeceklerdir. Çöpe atarsınız. Hem para hem de vicdan azabı. Tarihe mutlaka bak. Bu şekilde ayda 40-50 lira kazanıyorum.

On ikinci yol: Uygulamalardan fiyat karşılaştır. Marketlerin kendi telefon uygulaması var. Evde otururken fiyatlara bakabiliyorsun. Hangisi ucuzsa oraya gidiyorsun. Ben iki marketin uygulamasını indirip karşılaştırıyorum. Birinde süt 41 lira, diğerinde 44 lira. O zaman 41 liralık markete gidiyorum. Bu iş 2 dakika sürüyor, ayda 60-70 lira kazanıyorum.

On üçüncü tuzak: “2 al 1 bedava” yazıları! Bazen gerçekten iyi oluyor, bazen de normal fiyatıı şişirip sana “bedeva” diyorlar. Benn önce ürünün tek normal fiyatına bakıyorum. Sonra 3’lü fiyatı bölüyorum. 3 tanesi tek taneden daha ucuz çıkıyorsa alıyorum. Çıkmazsa almıyorum. Bu hesabı yapmak çok kolay, telefonun hesap makinesini aç, 5 saniyede bitiyor.

On dördüncü iş: Marketi yalnız başına gez! Kalabalıkta veya arkadaşınla gidersen sohbet ederken “şunu da alalım” diye başlarsın. Sonra fişte fazladan şeyler çıkar. Ben artık markete tek başıma giriyorum. Kafam rahat, sadece listeye bakıyorum. Gereksiz bir şey varsa hemen çıkarıyorum. Bu sayede daha kontrollü alışveriş yapıyorum.

On beşinci ve son tuzak: Kasa sırası! Uzun kuyrukta beklerken gözün yan tarafa takılır, küçük raflardaki şeyleri alırsın. Ben kuyruğa girmeden önce sepeti iyice kontrol ediyorum. “Gerçekten lazım mı?” diye soruyorum kendime. Gereksiz bir şey varsa çıkarıyorum. Bu şekilde kasaya geldiğimde pişman olmuyorum.

Arkadaşlar, say say bitmiyor. Ben bu saydıklarımın hepsini uyguluyorum. Eskiden ayda markete 5500-6000 lira veriyordum. Şimdi 4000-4500 lira arasında. Aradaki fark cebimde kalıyor. Farklar ile yatırım yapıyorum. Veya tercihinize göre hafat sonu dışarı çıkarsınız, güzel bir kahve içersiniz. Başka bir ihtiyacınızı görürsünüz.

Şimdi gelin özet yapalım: Listeyle git, aç gitme, birim fiyata bak, kasada gözünü yere indir, indirim günlerini takip et, kendi torbanı getir, marka takıntısını bırak, göz hizasındaki ürünlere aldanma, toplu al ama tarihe bak, uygulamalardan karşılaştır. Bunların hepsini yapınca market artık seni değil, sen marketi yönetiyorsun.

Son olarak şunu söyleyeyim: Bu yazıyı okuduktan sonra yarın markete gittiğinde ilk işin liste yapmak olsun. Bir hafta uygula, sonra bana yorumlarda “Fatih abi veya Fatih kardeşim gerçekten 80 lira az ödedim” diye yaz. Ben de çok mutlu olurum. Marketler seni kandırmak için her şeyi yapıyor ama sen uyanıksan, cebin de dolu kalır. Unutma parayı kazanmak zor, harcamamak daha kolay. Kendine iyi bak, cebini iyi koru. Bir sonraki yazıda görüüşürüz. Alışverişin ucuz olsun!

Yorumun için teşekkür ederim. Görüşlerin benim için çok değerli.