Asgari Ücretle Milyoner Olunur mu? Bileşik Getirinin Matematiği (2026)

Asgari ücretle gerçekten milyoner olunur mu? Aylık 2.000–3.000 TL düzenli yatırımın 30 yılda nasıl milyonlara ulaşabileceğini, bileşik getirinin matematiğini ve en zor kısmın neden para değil psikoloji olduğunu keşfedin.

Asgari ücretle milyoner olmak mümkün mü? İlk duyduğunda insanın aklına şu geliyor: “Zaten ay sonunu zor getiriyorum, hangi milyonerliği konuşuyoruz?” 2026 itibariyle net asgari ücret yaklaşık 28 bin TL civarında. Özellikle büyük şehirlerde bu gelirle geçinmek başlı başına bir mücadele. Kira, faturalar, mutfak, ulaşım, giyim kuşam derken ay bitiyor.

Ama burada kritik bir ayrım var. Mesele bugün ne kazandığın değil, o kazançla nasıl bir sistem kurduğun. Çünkü yatırım dünyasında en güçlü unsur yüksek maaş değil, zaman ve bileşik getiri.

Bileşik Getiri Gerçekte Nedir?

Bileşik getiri kulağa teknik geliyor ama mantığı çok basit. Paranı yatırırsın. O para kazanç üretir. Sonra o kazanç da tekrar yatırımın içine girer ve o da kazanç üretmeye başlar. Yani sadece anapara değil, kazanç da çalışır.

İlk yıl küçük bir artış görürsün. İkinci yıl biraz daha fazla. Ama asıl değişim yıllar geçtikçe ortaya çıkar. Çünkü artık sadece senin yatırdığın para değil, yıllardır biriken kazançlar da büyümeye katkı sağlar.

Bu yüzden erken başlamak önemli. Çünkü bileşik getiri zamanla güçlenir. Geç başlamak demek, bu mekanizmayı daha kısa süre çalıştırmak demek.

Aylık 2.000 – 3.000 TL Gerçekten Fark Oluşturur mu?

Şimdi en kritik noktaya gelelim. Asgari ücretle her ay 2.000 veya 3.000 TL kenara koymak kolay değil. Ama imkansız da değil. Harcamayı bilinçli yönetmek gerekiyor. Sigarayı bırakmak, gereksiz anonelikleri kapatmak, dışarıda yemek sayısını azaltmak gibi küçük tutarlar uzun vadede ciddi fark oluşturabilir.

Diyelim ki her ay 3.000 TL yatırım yapıyorsun. Yıllık ortalama yüzde 15 nominal getiri elde ettiğini varsayalım. Bu getiriyi 30 yıl boyunca kesintisiz sürdürdüğünde birikimin bir kaç milyon TL seviyesine ulaşabilir. Getiri oranı yüzde 12 olursa sonuç daha düşük olur ama yine de milyon seviyesine yaklaşmak mümkün.

Burada önemli olan şudur: Bu hesaplar teorik projeksiyonlardır. Piyasa her yıl aynı getiriyi vermez. Bazı yıllar düşüş olur, bazı yıllar sıçrama olur. Uzun vadeli ortalama önemlidir.

Nominal Para mı, Gerçek Alım Gücü mü?

“Milyoner olmak” kulağa güzel geliyor ama tek başına yeterli değil. Türkiye’de enflasyon gerçeği var. Eğer yatırımın enflasyon altında kalırsa, biriken para nominal olarak büyüse bile alım gücü aynı hızda artmayabilir.

Bu yüzden uzun vadeli yatırım yaparken amaç sadece rakam büyütmek değil, enflasyonun üzerinde büyümek olmalı. Tarihi olarak hisse senetleri ve endeks bazlı yatırımlar uzun vadede enflasyon üzerinde getiri üretme potansiyeli göstermiştir. Ancak bu garanti değildir. Risk her zaman vardır.

İlk 10 Yıl Neden Moral Bozar?

Bileşik getirinin en zor tarafı psikolojidir. İlk yıllarda büyüme yavaş görünür. 5 yıl boyunca düzenli yatırım yaparsın ama birikim beklediğin kadar şişmez. İnsan burada sabırsızlanır. “Bu tempo ile ne zaman büyüyecek?” diye düşünür. İşte çoğu kişi bu noktada bırakır.

Oysa matematik olarak ivme genelde 10-15 yılda hızlanır. Çünkü o aşamada getirinin getirisi ciddi boyuta uzanır. Sistem artık kendi kendini büyütmeye başlar. Uzun vadede asıl farkı oluşturan şey, bu sabır sürecidir.

Pratikte Bu Sistem Nasıl Kurulur?

Bu iş iradeye bırakılırsa genelde bozulur. En sağlıklısı otomatik sistem kurmaktır. Maaş yattığı gün belirlenen tutar, yatırım hesabına aktarılmalı. O para sen görmeden sistemin içine girmeli.

Uzun vade yatırım yapanların sık tercih ettiği araçlar arasında endeks fonları, hisse ağırlıklı fonlar ve bireysel emeklilik sistemi bulunur. Özellikle BES’teki devlet katkısı uzun vadede ekstra avantaj sağlar. Ancak tüm parayı tek bir araca yatırmak risklidir. Çeşitlendirme her zaman daha dengeli bir yaklaşımdır.

Bir de çok önemli bir detay var: Acil durum fonu. En az 3-6 aylık gideri karşılayacak ayrı bir birikim yoksa, ilk beklenmedik masrafta yatırım bozulur. Bu da bileşik getirinin zincirini kırar.

Kriz Dönemleri Ne Olacak?

Piyasa her zaman yukarı gitmez. 2008 küresel krizi oldu, 2020 pandemi dönemi oldu. Tüm dünyada ve Türkiye’de farklı ekonomik dalgalanmalar yaşandı. Borsa düşer, herkes panikler. O dönemlerde yatırım hesabına bakmak zorlaşır.

Ama uzun vadeli yatırımın mantığı şudur: Düşüşler geçicidir, zaman kalıcıdır. Eğer yatırım süresi 20-30 yıl ise, kısa vadeli dalgalanmalar genellikle büyük resmi değiştirmez. Ancak bunun için gerçekten uzun vadeli düşünmek gerekir.

Gelir mi Daha Önemli, Disiplin mi?

Yatırıma yönlendirilen yüksek taksitler avantaj sağlar. Daha fazla yatırım yaparsın, süreç hızlanır. Ama düzensiz yatırım yapan yüksek gelirli biri, düzenli yatırım yapan orta gelirli birinin gerisinde kalabilir.

Asıl fark oluşturan şey istikrardır. Her ay aynı kararlılıkla devam etmek. Bu kulağa basit geliyor ama uygulamada en zor kısım burası. Çoğu insan, kısa zamanda istediği getiriyi elde edemediği için veya kısa dönemde gördüğü zarardan korktuğu için yatırım sürecini tamamlayamaz.

Çünkü hayat değişir. Evlenirsin, çocuk olur, iş değiştirirsin veya taşınırsın. Planlar bozulur. İşte bu değişimlere rağmen sistemi sürdürebilmek belirleyici olur.

Gerçekçi Bir Değerlendirme

Asgari ücretle bir anda zengin olmak mümkün değil. Kısa vadede büyük sıçrayış beklemek de gerçekçi değil. Ama 20-30 yıllık bir perspektifte, enflasyonun üzerinde ortalama getiri sağlanırsa milyon seviyesine ulaşmak matematik olarak mümkündür.

Burada kilit kelime sabır. İkinci kilit kelime süreklilik.

Birleşik getiri hızlı zengin olma yöntemi değildir. Yavaş ama güçlü bir büyüme mekanizmasıdır. Bu yüzden ilk yıllarda heyecan vermez, son yıllarda ise şaşırtır.

Asgari ücretle milyoner olunur mu? Teorik olarak evet, uzun vadede ve doğru koşullarda mümkün. Ama bir gecede olmaz. Bu bir disiplin işidir. Küçük tutarlarla başlar, yıllar içinde büyür.

En zor kısmı matematik değil, insan psikolojisidir. Devam edebilmek, düşüşte panik yapmamak, erken vazgeçmemek.

Bugün 1.000 TL ile başlamak, hiç başlamamaktan daha güçlüdür. Çünkü sistem kurulduğunda zaman senin için çalışmaya başlar. Ve zaman, yatırım dünyasında en güçlü ortaklardan biridir.

Asıl soru şu: 30 yıl boyunca devam edebilecek misin?

Finansal Özgürlük Gerçek mi? Türkiye Şartlarında Açık Açık Konuşalım

Türkiye şartlarında finansal özgürlük gerçekten mümkün mü? Abartısız, net ve gerçekçi bir bakışla para, birikim ve belirsizlik üzerine açık bir değerlendirme.

Finansal özgürlük lafı Türkiye’de çoğu kişide aynı tepkiye sebep oluyor. Ya alaycı bir gülümseme ya da içten içe bir öfke. Çünkü bu konu genelde gerçek hayattan kopuk anlatılıyor. Bir yanda “herkes yapabilir” diye gaz verenler, diğer yanda “bu ülkede olmaz” deyip konuyu kapatanlar var. İkisi de işi zorlaştırıyor.

Gerçek hayatta durum daha sert. Para kazanmak zor, parayı tutmak daha zor. Plan yapıyorsun, bozuluyor. Bir şey denemek istiyorsun, yanlış yapma korkusu ayağına dolanıyor. Bu noktada romantik anlatılanlar değil, netlik işe yarıyor.

Gerçekçi Olalım: Finansal Özgürlük Ne Anlama Geliyor?

Kimse çalışmadan yaşamak zorunda değil. Asıl mesele, hayatı sadece para korkusuyla yönetmemek. Aylık giderleri düşünürken boğazın sıkılmıyorsa, beklenmedik bir masraf geldiğinde tamamen dağılmıyorsan, seçeneklerin biraz artmış demektir. Finansal özgürlük tam da bu çizgidir.

Burada net bir gerçek var: Finansal özgürlük bir anda oluşmaz. Küçük kazanımlar birikir, kontrol arttıkça stres düşer. Büyük para hayaliyle yola çıkanların çoğu bu yüzden yarı yolda kalır.

Türkiye’de Zor Olan Ne?

Türkiye’de zor olan para kazanmak değil, belirsizlikle yaşamak. Gelir artıyor ama hayat daha hızlı pahalanıyor. Bugün mantıklı görünen karar, bir kaç ay sonra anlamsızlaşabiliyor. Bu ortamda uzun vadeli düşünmek kolay değil.

İnsanlar genelde ay sonunu kurtarmaya bakıyor. Bu tembellik değil, hayatta kalma refleksi. Ama sürekli bu noktada kalınca hiçbir şey değişmiyor. Küçük de olsa ileriye dönük bir hamle yapılmadığında, aynı döngü tekrar ediyor.

Pasif Gelir Gerçeği: Kİmse Sana Tamamını Anlatmıyor

Pasif gelir lafı burada işin içine girince beklenti kopuyor. İnternette anlatılan tablo ile gerçek hayat arasında ciddi fark var. Düzenli ve zahmetsiz kazanç fikri kulağa hoş geliyor ama çoğu zaman eksik anlatılıyor.

Gerçekte bu iş, başlarda emek ister. Zaman ister. Hata ister. Para kaybı bile ister. İnsanlar sadece sonuca bakıyor, öncesini görmezden geliyor. Bu yüzden denemeden vazgeçen de çok, gereksiz risk alan da…

Paranın Nereye Gittiğini Bilmeden Hiçbir Şey Olmaz

Yatırım konuşmaları yapılırken en çok atlanan yer burası. Harcamalarını gerçekten bilen insan sayısı az. Aşağı yukarı bilmek yetmiyor. Rakamlar net değilse Kontrol de yok.

Ay sonunda “para nereye gitti” diye soran biri genelde büyük bir harcamalar yapmamıştır. Küçük harcamalar sessizce birikir. Bunu fark eden kişi genelde iki şey yaşar: Önce şaşırır sonra rahatlar. Çünkü sorun sandığı kadar karmaşık değildir.

Birikim Küçük Başlar, Büyük Etki Yapar

“Bu kadar az para ile ne olacak?” düşüncesi birikimin en büyük düşmanı. Türkiye’de büyük tutarlar ayırmak herkes için mümkün değil ama hiç başlamamak için geçerli bir sebep değil.

Küçük bir tutarı düzenli ayırabilen biri, zamanla davranışını değiştirir. Para ayırmak otomatikleşir. Bu alışkanlık oluşmadan yapılan yatırım denemeleri genelde yarım kalır. Çünkü temeli yoktur.

Yatırım Konuşmadan Önce Kendine Bak

Hangi yatırım daha iyi sorusu çok sorulur. Ama herkes için tek bir doğru yok. Risk algısı, sabır seviyesi ve bilgi düzeyi farklıdır. Başkasının rahat olduğu yerde sen huzursuz oluyorsan, o yol sana göre değildir.

İnsanlar başkasının kazancını duyup aynı adımı atar. Burada kaçırılan nokta şudur: O kazancın arkasında görünmeyen bir süreç vardır. Bilmeden girilen her iş, özgürlük değil yeni bir yük çıkarır.

Büyük Hamle Değil, Net İlerleme

Bu yolda ani sıçramalar nadirdir. Asıl ilerleme yavaş ve sessiz olur. Geliri biraz artırmak, gideri biraz azaltmak, bilgiyi adım adım büyütmek gibi. Bunlar sıkıcı görünür ama işe yarar.

Her şeyi aynı anda çözmeye çalışmak insanı yorar. Tek bir alanı düzene sokmak bile genel tabloyu değiştirir. Bu yaklaşım, finansal özgürlük fikrini ulaşılmaz olmaktan çıkarır.

Para Sadece Para Değil

Para konusu duygusuz değildir. Korku, kıyas ve acelecilik bu işin içinde fazlasıyla vardır. Başkalarının hayatına bakarak karar almak, en pahalı hatalardan biridir.

Kendi hızında ilerlemek, net ama ulaşılabilir hedefler koymak işleri sadeleştirir. Bu süreçte başkasının yoluna benzememek bir sorun değildir.

Net Bir Çerçeve İle Bitirelim

Finansal özgürlük Türkiye’de masal da değil, otomatik bir sonuç da değil. Gerçekçi beklentilerle, acele etmeden ve kontrol edilebilen alanlara odaklanan biri için anlamlı bir hedefe dönüşebilir.

Sonunda fark edilen şey şudur: Mesele daha çok para değil. Parayla daha az kavga etmek. Günlük hayatta karar alırken biraz daha nefes alabilmek. Bu çizgi yakalandığında, gerisi zaten kendiliğinden netleşir.

Online Gelir Konuşuluyor Ama Gerçekler Öyle Değil

Merhaba, Online gelir ile ilgili sosyal medyada gördüklerini, Youtube’da izlediklerini, “şu işten şu kadar para kazanılıyor” diyen videoları kafanda evirip çevirdiğini de tahmin ediyorum. Çünkü son bir kaç yıldır online gelir konuşuluyor ama gerçeler pek öyle değil. Herkes konuşuyor, herkes anlatıyor ama işin mutfağında neler yaşandığını pek az kişi söylüyor.

Bu yazıda sana “internetten para kazanılır mı?” sorusuna sloganlarla değil, yaşananlarla cevap vermek istiyorum. Bir şey satmaya, bir yere yönlendirmeye, gaz vermeye niyetim yok. Sadece olanı olduğu gibi anlatacağım. Abartmadan, süslemeden, ama saklamadan da.

Online Gelir Neden Bu Kadar Parlatıılıyor?

İnternet üzerinden para kazanma fikri yeni değil. Yıllardır var. Ama son dönemde bu konu bambaşka yere evrildi. Çünkü ekonomik şartlar sıkıştı, insanlar ek gelir aramaya başladı, evden çalışma yaygınlaştı. Tam bu noktda online gelir hikayeleri adeta patladı.

Bir bakıyorsun, biri “telefonumdan çalışıyorum” diyor, Diğeri “günde 2 saat ayırıyorum” diye anlatıyor. Ortak nokta şu: Her şey çok kolaymış gibi gösteriliyor. Sanki bir tuşa basıyorsun, para akıyor. İşte tam burada online gelir konuşuluyor ama gerçekler pek öyle değil.

Bu parlatmanın bir sebebi de içerik üreticilerin kendisi. Online gelir üzerinen konuşmak izleniyor, tıklanıyor, merak uyandırıyor. İnsanların umuduna dokunuyor. Umut, internetin en hızlı yayılan şeyi. O yüzden de işin zor tarafı, uzun süren kısmı, deneme yanılma süreçleri pek anlatılmıyor.

“Herkes Kazanıyor” Algısı Nereden Geliyor?

Sosyal medyada sürekli kazanan insanları görüyorsun. Paylaşılan ekran görüntüleri, gelir tabloları, ödeme bildirimleri… Bunlar gerçek mi? Evet, bazıları gerçek. Ama hiçbiri hikayenin tamamı değil.

Kimse kaç ay, hatta kaç yıl kazanamadığını anlatmıyor. Kimse “bu ay eksiye düştüm” demiyor. Kimse gece üçte bilgisayar başında neden hâlâ uğraştığını paylaşmıyor. Online gelir anlatılırken başarı vitrini gösteriliyor, arka depo kapalı tutuluyor.

Bir de şu var: İnternette herkes aynı şeyi aynı anda yapıyor gibi görünüyor. Dropshipping, affilite marketing (Satış ortaklığı), dijital ürün, içerik üretimi… Sanki “trene binmezsen kaçıracaksın” hissi üretiliyor. Bu da insanı acele kararlar almaya itiyor.

Online Gelir Gerçekte Ne İstiyor?

Burada biraz durup dürüst olalım. Online gelir mümkün mü? Evet. Ama bedelsiz mi? Hayır. Para kazanmak için para harcamak zorunda değilsin belki ama zaman harcıyorsun, kafa yoruyorsun, bazen moralini bozuyorsun.

Online gelir, klasik bir işten farklı. Sabah girip akşam çıkmıyorsun. Zamanın dağılıyor. Bir gün çok çalışıyorsun, karşılığını aylar sonra alıyorsun. Bu da insanı zorlayan bir şey. Çünkü biz hemen sonuç görmeye alışmışız.

Bir de sürekli öğrenme kısmı var. Platformlar değişiyor, algoritmalar değişiyor, kurallar değişiyor. Dün işe yarayan şey bugün işe yaramayabiliyor. Online gelir, sabit bir alan değil. Bu yüzden “bir kere kur, bırak” masalı pek işlemiyor.

Pasif Gelir Masalı

En çok konuşulan kavramlardan biri de pasif gelir. Yani sen uyurken para kazanma fikri. Kulağa çok hoş geliyor. Ama işin gerçeği şu: Pasif gelire gelene kadar aktif olarak çok çalışıyorsun.

Bir blog kuruyorsun mesela. İçerik üretiyorsun, aylarca yazıyorsun, bazen okunmuyor, bazen Google yüzüne bakmıyor. Sonra yavaş yavaş trafik geliyor. İşte o noktada “pasif gelir” denilen şey başlıyor. Ama o noktaya kadar geçen süre pek konuşulmuyor.

Online gelir konuşuluyor ama gerçekler pek öyle değil derken tam olarak bunu kastediyorum. Pasif gelir, baştan sona pasif bir süreç değil. Sadece sonucu pasife bağlanıyor.

İnternetten Para Kazanma Modelleri vve Görünmeyen Yönleri

Blog yazmak, Youtube kanalı açmak, sosyal medyada içerik üretmek, e-ticaret yapmak… Bunların hepsi kulağa benzer geliyor ama her birinin görünmeyen yükleri var.

Blog yazan biri için yalnızlık var mesela. Günlerce yazıyorsun, geri dönüş yok. Youtube’da içerik üreten biri için eleştiri var. İnsanlar acımasız olabiliyor. E-ticarette iade var, müşteri memnuniyetsizliği var. Sosyal medyada sürekli görünür olma baskısı var.

Bunlar anlatılmadığıı zaman insan kendini yetersiz hissediyor. “Herkes yapıyor, ben niye yapamıyorum?” sorusu başlıyor. Oysa mesele çoğu zaman beceri değil, sabır ve sürdürebilirlilik.

Online Gelir Herkese Uygun mu?

Burası önemli. Online gelir herkes için uygun değil. Bunu söylemek pek popüler değil ama gerçek. Bazı insanlar için belirsizlik çok yıpratıcı. Bazıları düzenli maaş ister, netlik ister. Online işlerde bu netlik her zaman yok.

Bir ay güzel kazanırsın, ertesi ay düşer. Algoritma değişir, trafik gider. Bu dalgalanmayı yönetebilmek lazım. Eğer bu seni sürekli strese sokuyorsa, belki de online gelir senin için ana yol değil, yan yol olmalı.

Bunu kabul etmek başarısızlık değil. Herkesin yapısı farklı. Online gelir konuşuluyor ama gerçekler pek öyle değil derken, bu farkların da üstünün örtülmesine karşıyım.

Zaman Meselesi ve Sabır Gerçeği

İnternette sık duyulan cümlelerden biri “ayda … TL kazanmaya başladım.” Ama kaç ayda başladığını sorsan cevap vermiyor. Çünkü çoğu zaman o süre uzun. Altı ay, bir yıl, bazen daha fazla.

Bu süreçte çoğu insan bırakıyor. Çünkü çevreden “hâlâ mı uğraşıyorsun?” soruları geliyor. Somut bir sonuç gösteremiyorsun. İşte burada sabır devreye giriyor. Sabır romantikk bir kavram değil, bildiğin yıpratıcı bir şey.

Online gelir isteyen biri, bu sabır testine hazır olmalı. Yoksa, başta hevesle girip, sonra hayal kırıklığı ile çıkmak büyük ihtimal.

Gerçekçi Beklentiler Kurmak Neden Önemli?

İnternetten para kazanmayıı düşünenlerin en büyük hatası, beklentiyi yanlış kurmak. İlk ayda büyük rakamlar beklemek, işi daha baştan zehirliyor. Çünkü gerçekleşmeyince motivasyon düşüyor.

Gerçekçi beklenti şu olabilir: Öğrenme süreci olacak, hata yapacağım, yavaş ilerleyeceğim. Küçük kazanımlar olacak, bazen hiç olmayacak. Ama zamanla bir şeyler oturacak.

Online gelir konuşuluyor ama gerçekler pek öyle değil dediğimizde, beklenti meselesi tam merkezde duruyor. Gerçeği bilerek başlamak, hayal kırıklığını azaltıyor.

Kimler Anlatmıyor, Kimler Konuşuyor?

İnternette konuşanlar genelde kazananlar. Ya da kazanıyormuş gibi gösterenler. Sessiz kalanlar ise denemiş ama olmamış insanlar. Onların hikayeleri pek paylaşılmıyor. Çünkü başarısızlık görünür değil.

Bu da algıyı bozuyor. Sanki herkes kazanıyor da bir sen kazanamıyormuşsun gibi hissettiriyor. Oysa gerçek tablo çok daha dengeli. Kazanan var, kazanamayan var, yarı yolda bırakan var, yolunu değiştiren var.

Online gelir dünyası, başarı hikayeleri kadar deneme hikayeleri ile dolu. Ama vitrine sadece bir taraf konuyor.

Peki Ne Yapmalı?

Burada sihirli bir cevap yok. Kimseye “şunu yap, kesin kazanırsın.” demek dürüst olmaz. Yapılabilecek tek şey, konuya bilinçli yaklaşmak. Parlak vaatlere mesafeli durmak. Kısa sürede büyük kazanç anlatan her şeyi iki kere düşünmek.

“Online gelir konuşuluyor ama gerçekler pek öyle değil” cümlesini akılda tutmak, beklentiyi ayakta tutuyor. Bu iş bir maraton. Sprint değil. Sabır, öğrenme ve istikrar isteyen bir süreç.

Eğer bu gerçeklerle barışıksan, online gelir senin için bir fırsat olabilir. Değilsen, belki de interneti sadece öğrenmek, üretmek ve denemek için kullanmak daha sağlıklıdır.

Bu yazıyı bitirirken şunu söyleyeyim: İnternette para kazanmak bir masal değil ama anlatıldığı kadar kolay da değil. Gerçeği bilerek yürümek, insanı yormaz. Asıl yoran, hayal satılan yollarda kaybolmak oluyor.

Türkiye’de Para Biriktirememenin Asıl Nedeni Gelir Değil: Kimse Bu Tarafını Anlatmıyor

Türkiye’de para biriktiremeyen insan sayısı çok fazla. Ama konu ne zaman açılsa, sohbet hep aynı yere gider: “Gelirler Düşük.” Evet, doğru. Ama bu cevap tek başına gerçeği açıklamıyor. Çünkü aynı ülkede, aynı maaş aralığında olup kenara para koyabilen de var. Az, zor, yavaş… ama var.

O zaman rahatsız edici bir soru ortaya çıkıyor: Sorun sadece ne kadar kazandığımız mı, yoksa parayla kurduğumuz ilişki mi?

“Türkiye’de Para Biriktirememenin Asıl Nedeni Gelir Değil: Kimse Bu Tarafını Anlatmıyor” okumaya devam et