HAVAS İLMİ GERÇEK DEĞİL: BİR ALDATMACANIN İÇ YÜZÜ

Son zamanlarda “havas ilmi” diye bir şeyin adı çok dolaşıyor. Sosyal medyada güya havas ile işlem yapan şarlatanların reklamları çok sık görülmeye başlandı. Yok efendim duâlarla cin yönlendirme, harflerle kader değiştirme, sembollerle insanların aklını okuma… Kusura bakmayın ama artık birilerinin bu saçmalığa dur demesi gerekiyor. Bu işin kaynağı Ahmed İbn Ali El Bûnî isimli bir adam. Adı güya İslâm âlimleri arasında geçiyor ama aslında gizli bir Yahûdî olduğu hakikati var. İlk havas kitabını yazan kişi olarak biliniyor ve bugün piyasada elden ele dolaşan havas kitaplarının neredeyse tamamı onun çizdiği hurafe temeli üzerine kurulu. Ne İslâm var bu işte, ne bilim var, ne de vicdan.

İnsanların zayıf anlarını fırsata çevirmek havasçıların birinci mesleği haline gelmiş. “Muskayla eşin geri döner”, “şu duâ ile iş bulursun”, “şu harflerle cin gönderirim”… Böyle rezil yöntemlerle insanların parasını sömürüyorlar. Hiçbiri işe yaramıyor ama biri işe yaramış gibi gösterilip binlerce kişiden para toplanıyor. Bu nedir? DOLANDIRICILIK. Adı ister havas olsun, ister başka bir şey; bu işin sonu cehalet, fakirlik ve ruhsal çöküştür.

Üstelik bu iş sadece sahtekârlıkla da sınırlı değil. Yüce dînimiz İslâm’a da aykırı. Kur’ân’ı Kerîm açıkça “Gaybı Allâh’tan başkası bilmez” diyor. Ama bunlar ne yapıyor? Gaybı bildiklerini iddia ediyorlar. Bu doğrudan şirktir. “Allâh’ın bildiklerini ben de bilirim” diye kendilerini Allâh ile eşdeğer tutuyorlar. Allâh’ın yetkisini kendilerinde gösteriyorlar. Kardeşim, sen kim oluyorsun da insanların kaderiyle oynadığını iddia ediyorsun? Üç Arapça harf yazmakla hayat mı değişiyor sanıyorsun? Bu işlere yönelmek îmânla oynar, akılla alay eder.

Havas ilmi denen şeyin hiçbir geçerliliği yok. Sahte umutlar satıyorlar o kadar. Bu yazıyı okuyorsan, lütfen aklını kullan. Havas ilmi peşinde koşmak seni çözüm bulmaya değil, daha büyük karanlığa iter. Havasla uğraşmak seni Allâh’a yaklaştırmaz, uzaklaştırır. Şunu unutma; hakikat sihirli sembollerde değil, Kur’ân’ı Kerîm’de, ilimde ve akılda aranır.

Eğer birileri sana havasla çözüm sunuyorsa, bil ki ya paranı almak istiyordur ya da seni kandırarak kendi egosunu tatmin ediyordur. Ne bu dünyada faydasını görürsün ne de âhirette hesabını verebilirsin. Bu işten elini eteğini çek! Bir duâ edecek misin? Et ama Allâh’a. Cinlere harflere, muskalara, sembollere değil.

CİLT RENGİNE GÖRE PARFÜM SEÇMENİN BİLİNMEYEN SIRRI

Parfüm bir imzadır. Girilen ortamda iz bırakmak isteyen herkes, önce kokusuyla hatırlanır. Ancak çoğu kimse parfümü sadece güzel koktuğu için seçer. Oysa herkesin teni farklıdır ve her ten parfümle farklı tepki verir.

Neden Aynı Parfüm Başkasında Daha Güzel Kokar?

Bazen bir arkadaşımızda muhteşem kokan bir parfümü alırız ama kendi tenimizde o kadar da etkileyici durmaz. Bunun sebebi cilt tipimiz ve hatta cilt rengimizdir. Çünkü parfüm; tende, vücut sıcaklığında ve cilt alt tonunda farklı tepkiler verir. Bu, kimyasal ve biyolojik bir durumdur. Yani parfüm kokusu kişiye özeldir.

Cilt Rengi Parfüm Seçimini Nasıl Etkiler?

Açık Tenliler: Ciltleri hassastır. Bu nedenle parfümdeki notalar daha hızlı buharlaşır. Çiçeksi ve hafif kokular açık tenlilerde daha kalıcı ve uyumlu olur. Yasemin, gül, lavanta gibi kokular tercih edilebilir.

Buğday Tenliler: En şanslı gruptur. Hem çiçeksi hem de oryantal kokuları taşıyabilir. Amber, vanilya, beyaz çay gibi sıcak notalar buğday tenlilerde oldukça etkileyici durur.

Esmer Tenliler: Cilt pigmenti daha yoğundur. Bu da kokunun daha derin bir karakter kazanmasına sebep olur. Baharatlı, miskli, odunsu kokular esmer tenlilerde baş döndürücü etki yapar.

Alt Ton Ne Demek?

Cilt rengi dışında, bir de “alt ton” dediğimiz görünmeyen bir renk vardır. Bunu bilekten geçen damarların rengine bakarak anlayabiliriz.

Damarların mavi ise soğuk alt ton,

Damarların yeşil ise sıcak alt ton,

İkisi arasındaysa nötr alt tondadır.

Parfüm seçiminde alt tonlar da etkili. Soğuk alt tonlular okyanus limon gibi ferah kokuları, sıcak alt tonlular tarçın ve amber gibi sıcak ve yoğun kokuları daha iyi taşır.

Neden Bu Bilgileri Kimse Vermiyor?

Çünkü parfüm pazarlaması sadece duygulara hitap eder. “Çekici ol, etkileyici ol, baştan çıkar.” gibi yanıltıcı cümleler kullanarak reklam yapar. Parfüm markaları cilt yapısı ve ten rengi gibi detaylara değinmez. Oysa bu bilgiler sayesinde aldığınız parfüm hem daha kalıcı olur, hem daha sana özel kokar.

Parfümü Teninize Göre Seçerseniz Ne Olur?

Kokun sana özel hale gelir. Kalıcılık artar, gün boyu tazelemeye gerek kalmaz. Ortama girdiğinde fark edilirsin ama rahatsız etmezsin. Aynı parfümü kullanan başka biriyle “aynı” kokmazsın.

Parfümü Doğru Kullanmanın Püf Noktaları

  • Parfümü bilek içine, kulak arkasına, dirsek içine sık. Bu bölgeler sıcaktır, kokuyu yayar.
  • Sıkmadan önce cildini hafif nemlendir. Krem üstüne parfüm daha kalıcı olur.
  • Parfümü ovalama! Ovalamak parfümün nota yapısını bozar.
  • Kıyafete değil, doğrudan tene sık. Özellikle cilt tipiyle uyumluysa ten üstünde daha etkili olur.

Herkesin parfümü kendine özeldir. Ama bunu sadece parfüm markası değil, cilt tipi ve ten rengi belirler. Bu küçük sır, seni sıradanlıktan çıkarır ve seni kokunla hatırlanan biri yapar. Artık sadece güzel kokmak değil, doğru kokmak zamanı.

ŞEKERSİZ HAYAT: VÜCUDUNUZ VE ZİHNİNİZ İÇİN BİR DEVRİM

Merhaba Değerli Okuyucularım,

Bugün sizinle bir konu hakkında sohbet etmek istiyorum: Şeker. Hani şu sabah çayınıza veya kahvenize attığınız toz veya küp şeker, pastaların, keklerin bisküvilerin vs. yıldızı, stresli bir günün sonunda elimizin gittiği çikolatalar… O anlık mutluluk veren ama uzun vadede bize pek de dostça davranmayan tatlı düşman. Belki de birçoğunuz, “şekersiz hayat mı olurmuş?” diye düşünüyordur şu an. Ama bu yazıyı okuduktan sonra belki de fikriniz değişir, ne dersiniz?

Hepimiz şekerle bir şekilde büyüdük. Çocukluğumuzun en güzel anları genellikle tatlılarla iç içeydi değil mi? Bayram şekerleri, dondurmalar, ninelerimizin yaptığı şerbetli tatlılar… Bu tatlı ilişki, yetişkinlikte farkında olmadan bir bağımlılığa dönüşüyor. Hani şu, “bir dilim pastadan ne olacak?” dediğimiz anlar var ya, işte o anlar aslında bir zincirin halkası oluyor. Peki ya bu zinciri kırabilsek? Hayatımızdan şekeri tamamen çıkarsak, sizce neler değişirdi? “Şekersiz bir hayat” sadece yeni bir diyet trendi değil, kendi bedeninize ve zihninize yapacağınız en değerli yatırımlardan biri.

Bağımlılık: Neden Bu Kadar Zor Vazgeçiyoruz?

Şekerin çekiciliği gerçekten inkar edilemez, kabul ediyoruz. Beynimizdeki ödül merkezlerini öyle bir harekete geçiriyor ki, anında bir mutluluk ve enerji patlaması yaşıyoruz. Özellikle yorgun olduğumuzda, canımız çok sıkkın olduğunda veya motivasyonumuz düştüğünde, elimiz hemen en yakın tatlıya uzanıveriyor. Bu adeta kısır bir döngü; bir anlık rahatlama için hızlı çözüm, zamanla daha fazlasını istememize ve maalesef sağlığımızı riske atmamıza sebep oluyor.

Bir de şu var ki, gıda endüstrisi de şekere ulaşmayı zorlaştırmıyor. Market raflarındaki neredeyse her ürünün içinde, farklı isimler altında gizlenmiş şeker bulabiliyoruz. Hazır soslardan kahvaltılık gevreklere, hatta sandviç ekmeğine kadar… Farkında bile olmadan sürekli şeker tüketiyoruz ve bu durum bağımlılığı daha da derinleştiriyor.

Şekerin Gizli Yüzü: Sağlığımıza Etkileri Hiç Sandığınız Gibi Değil!

Şekerin zararları denilince çoğumuzun aklına ilk olarak kilo almak geliyor, değil mi? Ama şeker çok daha sinsi ve geniş kapsamlı etkilere sahip. Gelin, şekerle ilgili bildiğimiz her şeyi bir kenara bırakıp, gerçek yüzüne bir bakalım:

  • Kan Şekeri Dalgalanmaları ve O Meşhur Enerji Çöküşleri: Şeker, kan şekerimizi roket hızıyla zirveye çıkarıp sonra da aniden yere çakıyor. İşte o meşhur öğleden sonra uyuşukluğu, aniden bastıran açlık krizleri, bir türlü odaklanamama halleri… Hepsinin arkasında bu şeker dalgalanmaları yatıyor. Bu durumu yaşayan çoktur aramızda.
  • İltihaplanma ve Kronik Hastalıkların Dostu: Vücudumuzdaki kronik iltihaplanmanın en büyük tetikleyicilerinden biri aşırı şeker tüketimi biliyor musunuz? Bu iltihaplanma da, maalesef kalp hastalıkları, tip 2 diyabet, bazı kanser türleri gibi birçok ciddi hastalığın oluşumunda rol oynuyor. Şeker adeta bir iltihaplanma ateşleyicisi gibi davranıyor.
  • Karaciğerimize Verdiği Yük: Özellikle fruktoz içeren şekerler, karaciğerimiz tarafından işleniyor. Aşırı fruktoz alımı, karaciğerde yağlanmaya ve insülin direncine yol açıyor. Yani karaciğerimiz, adeta bir şeker deposuna dönüşüyor ve bu da organımızın işlevini zorlaştırıyor.
  • Bağırsaklarımızdaki Sessiz Savaş: Bağırsaklarımız ikinci beynimiz gibi, öyle değil mi? Şeker buradaki iyi bakterilerin dengesini bozarak zararlı bakterilerin çoğalmasına sebep oluyor. Bu da sindirim sorunlarından tutun da, bağışıklık sistemimizin zayıflamasına kadar birçok probleme yol açıyor. Sağlıklı bir bağırsak florası için şekersiz bir yaşam şart!
  • Cildimizin Düşmanı: Kim istemez ışıl ışıl, genç görünen bir cilde sahip olmayı? Şeker maalesef cildimizin gençliğini sağlayan kolajen ve elastin liflerine zarar veriyor. Bu da erken yaşta kırışıklıklar, sarkmalar ve akne gibi o can sıkıcı cilt sorunları anlamına geliyor. Yani şeker, cildimize yapılan bir sabotaj gibi.

Şekersiz Hayata Geçiş: Korkmayın, Yalnız Değilsiniz!

Şimdi buraya kadar yazdıklarım biraz gözünüzü korkutmuş olabilir, anlıyorum. “Şekeri hayatımdan nasıl çıkaracağım ki?” diye düşünmek çok tabî. İlk başlarda zorlayıcı olabilir, evet. Tatlı krizleri, baş ağrıları, biraz enerji düşüşleri… Ama sakin olun, bu belirtiler geçici. Vücudumuzun şeker bağımlılığından kurtulma sürecinin bir parçası bu. Tıpkı bir detoks gibi düşünebilirsiniz. İşte size bu geçişi kolaylaştıracak, pratik ve samimi bir kaç tavsiye:

  • Etiketleri Okumak: Alışveriş yaparken etiketleri okumayı alışkanlık haline getirin. Şekerin sadece “şeker” olarak değil, glikoz, fruktoz şurubu, mısır şurubu, dekstroz, maltoz gibi farklı simler altında gizlendiğini unutmayın. Adeta bir dedektif gibi olun.
  • Gizli Şeker Avı: Bu madde de kendime de pay çıkarıyorum! Hazır soslar, hazır çorbalar, kahvaltılık gevrekler, meyveli yoğurtlar ve hattâ bazı ekmekler de bile tahmin etmediğimiz kadar şeker var. Mutfağınızdaki gizli şekerleri bulun ve onlardan kurtulun.
  • İşlenmiş Gıdalara Veda: Mümkün mertebe işlenmiş gıdalardan uzak durun. Unutmayın, ne kadar az işlenmişse, o kadar doğal ve sağlıklı demektir. Taze sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve protein kaynaklarıyla beslenin.
  • Doğal Tatlandırıcıların Büyüsü: Tatlı ihtiyacınızı meyvelerle, tarçınla, vanilya ile veya kakao ile gidermeyi deneyin. Bazen bir avuç çilek veya bir elma dilimi bile ihtiyacınızı karşılayabilir.
  • Doyurucu Yiyecekler Tüketin: Bol protein ve lif içeren besinler, midenizi daha uzun süre tok tutar ve şeker isteğini azaltır. Yumurta, tavuk, balık, baklagiller ve bol sebze tüketin.
  • Su, Suyun Önemi: Bazen beynimiz susuzluğu, açlık veya şeker isteği gibi algılayabilir. Bu yüzden bol su içmek, gün içinde şeker krizlerini önlemenin basit ama etkili yollarından biri. Sık sık su içmeyi ihmal etmeyin.
  • Planlı Olun: Özellikle dışarıda yemek yerken veya sosyla etkinliklerde şekerli seçeneklerden uzak durmak için önceden bir plan yapın. Belki yanınızda sağlıklı atıştırmalıklar taşıyabilirsiniz. Kendinize küçük kaçamaklar için bile olsa bir alternatif oluşturun.

Şekersiz Bir Hayatın Faydaları: Neler Değişecek Hayatınızda?

Şekerden arınmış bir yaşam tarzı inanın bana, beklediğinizden çok daha fazla olumlu etkileri beraberinde getirecek. Hazır mısınız?

  • Daha Fazla Enerji ve Süper Odaklanma: Kan şekeriniz nihayet dengelendiğinde, o meşhur enerji düşüşleri ortadan kalkacak. Gün boyu daha dengeli bir enerjiniz olacak. Sabahları daha zinde uyanacak, öğleden sonraları beyninizdeki o sisin dağıldığını hissedeceksiniz. Odaklanma yeteneğiniz artacak, adeta zihninizdeki perdeler kalkacak!
  • Sağlıklı Kilo Yönetimi: Vücudunuzun şekerden aldığı boş kalori miktarı azalacak ve yağ depolama eğilimi düşecek. Bu da doğal ve sağlıklı bir şekilde kilo vermenize veya kilonuzu korumaya yardımcı olacak. Sanki vücudunuz kendini doğal ayarına geri döndürecek.
  • Işıl Işıl Parlayan Bir Cilt: İşte bu benim favorim! Cildinizdeki iltihaplanma azalacak, kolajen ve elastin lifleri yeniden canlanacak. Bu da size daha pürüzsüz, daha canlı ve genç görünen bir cilt kazandıracak. Cildinizdeki yenilenmeyi şekeri bıraktıktan 3 ay sonra net görebileceksiniz. Sivilce ve diğer cilt sorunlarınızda belirgin iyileşmeler göreceksiniz. Aynaya baktığınızda yüzünüzdeki o doğal ışıltıyı fark edeceksiniz.
  • Güçlü Bir Bağışıklık Sistemi: Bağırsak sağlığınız iyileştikçe, bağışıklık sisteminiz de güçlenecek. Hastalıklara karşı daha dirençli olacaksınız.
  • Daha İyi Bir Ruh Hali: Kan şekeri dalgalanmaları azaldığında, o ani ruh hali değişimleri, sinirlilik de azalacak. Kendinizi daha dengeli ve pozitif hissedeceksiniz. Hatta anksiyete ve depresyon belirtilerinde bile azalma göreceksiniz.
  • Uyku Kalitesi: Şeker tüketimi uykunuzu olumsuz etkiler. Şekeri bıraktığınızda daha derin ve dinlendirici bir uyku çekmeye başlayacaksınız. Sabahları dinlenmiş olarak uyanmak gibisi var mı?
  • Tat Duyusunda Şaşırtıcı Ddeğişim: En ilginç olanlardan biri de bu! Zamanla doğal gıdaların tatlarını çok daha yoğun ve lezzetli hissetmeye başlayacaksınız. Önceden tatsız gelen meyveler, sebzeler ve hatta tam tahıllar bile size tatlı gelmeye başlayacaktır. Damağınız adeta kalibre olacak.

Değişim Parmaklarınızın Ucunda, Hazır mısınız?

Sevgili Arkadaşlar, şekersiz bir hayat sadece bir diyet değil, bir yaşam tarzı devrimi. Bu yolculukta kendinize sabırlı ve nazik olun. Küçük adımlarla başlayın, her gün daha bilinçli seçimler yapın. Unutmayın bu bir mahrumiyet değil, bir özgürleşme. Şekerin bize takmaya çalıştığı o görünmez zincirlerden kurtulmak demek bu.

Bedeninize ve zihninize hak ettiği değeri verin. Daha enerjik, daha sağlıklı, daha mutlu ve ışıl ışıl parıldayan bir cilde sahip olmanın anahtarı, mutfağınızdaki o şekerleri terketmektedir. Ne dersiniz bu devrimi başlatmaya hazır mısınız?

Bu yazımı yazmadan 2 gün önce konu hakkında bilimsel makaleleri, hastanelerin konuyla ilgili araştırmalarını iyice araştırmıştım. Hepsini okuyarak beynimde özet oluşturdum ve kafamda oluşturduğum özeti, siz değerli okurlarımla paylaştım. Konuyu araştırmadan 2 hafta önce de şekeri tamamen terketmeye and ettim. Devam ediyorum. Umarım sizi de şekeri bırakmaya ikna edici bir yazı olmuştur. Yorumlarda benimle fikirlerinizi paylaşmanızı bekliyorum. Belki de sizin hikayeniz, başkalarına ilham verir.