Görünüşte Herkes Mutlu: Peki Ya Gerçekler?
Merhaba Arkadaşlar;
Bugün elimizden düşürmediğimiz o akıllı telefonların içindeki dünyayı biraz çekiştirelim. Etrafınıza bir bakın, otobüste, vapurda, parkta hatta akşam yemeğinde herkesin kafası öne eğik. Sanki dünya o küçük ekranın içine sığmış gibi. Bir de o ekranın içindeki paylaşımlara bakın; herkes dünyanın en mutlu insanı. Herkes en güzel yemekleri yiyor, en pahalı yerleri geziyor, her gün devasa buketlerle uyanıyor.
Ama işin aslı öyle mi? Tabii ki değil. Buu gördüklerimizin çoğu kocaman bir yalan. İnsanlar artık olduğu gibi değil, görünmek istediği gibi davranıyor. İşte biz buna sosyal medya yalanları diyoruz. Kredi çekip tatile giden mi dersin, arkadaşının arabasının anahtarını masaya koyup fotoğraf çeken mi, yoksa kiralık kıyafetlerle lüks otellerin lobisinde poz veren mi… Say say bitmez. Amaç ne? “Bakın ben ne kadar iyiyim, ne kadar zenginim, ne kadar mutluyum” demek. Oysa gerçek hayat, o ekrandaki gibi pürüzsüz değil; çamurlu ve bazen de çok yorucu.
İnstagram: Filtrelerin Arkasındaki Sahte Hayatlar
Şu meşhur İnstagram olayına da derinlemesine dalalım. Burası artık bir fotoğraf paylaşım sitesi değil, bir mükemmellik yarışması alanı haline geldi. Bir fotoğrafa bakıyorsun, sanırsın dünya starı. Pürüzsüz bir cilt, bembeyaz dişler, kusursuz bir fizik. Ama aynı kişiyi sokakta görsen tanıyamazsın. Neden? Çünkü filtreler, efektler, yüz değiştiren uygulamalar derken ortaya tamamen sahte bir görüntü çıkıyor.
Sadece görüntüler mi sahte? Keşke öyle olsa. Maalesef kişilikler de bu süreçte büyük yara aldı. İnsanlar artık beğeni almak için karakterinden ödün verir oldu. Kaç“like” gelirse o kadar değerli hissediyor kendini. Eğer paylaştığı o muhteşem hayat karesine az beğeni gelirse moraller sıfır, özgüven yerlerde. Arkadaşlar, kendimizi kandırmayalım; bir ekrandakki kırmızı kalp işareti sizin kalbinizden, kişiliğinizden ve insanlığınızdan daha önemli değil. Bu sahte dünya bizi yavaş yavaş bitiriyor, içimizdeki o saf insanı öldürüyor.
Facebook: Tartışmaların ve Saygısızlığın Yeni Adresi
Bir de eskilerin göz bebeği Facebook var. Hatırlayın, ik çıktığında ne güzel akrabaları bulur, eski okul arkadaşımızı görür, bayram seyran kutlardık. Şimdi ne oldu? Herkes birbirine girmiş durumda. Birisi kendi fikrini söylüyor, altına hemen bin tane saygısızlık dolu yorum geliyor. İnsanlar klavye başına geçince bir canavara dönüşüyor.
Tanımadığı insana sırf farklı bir siyasi görüşü var diye küfür eden mi dersin, beddua eden mi… Ekrana güvenip efelik yapmak, oturduğun yerden ahkam kesmek çok kolay olmuş. Oysa o kadar laf saydığın insanla sokakta yüz yüze gelsen, o ağır lafları yüzüne diyemezsin. İnternet ve teknoloji hayatımıza girdiğinden beri nedense saygı dediğğimiz o güzel kavramı rafa kaldırdık. Eskiden mahallede bir büyüğümüz geçerken konuşmamıza dikkat ederdik, şimdi ise sosyal medyada kim kime dum duma. Yazık değil mi bizim bu güzel kültürümüze, bu güzel ahlakımıza?
Çok Bilmişlik Salgını: Herkes Alim, Herkes Uzman
Şimdi bir de toplumun damarlarına işleyen yeni bir hastalığımız var. Çok bilmişlik. Televizyonda bir doktor çıkıyor, yıllarını vermiş, bir hastalık anlatıyor; bizimki hemen altına “O iş öyle değil, şu otu kaynat iç geçer” diye yazıyor. Ekonomiden anlamaz ama dünya ekonomisi profesörü kesilir, hayatında topa vurmamıştır ama en iyi teknik direktör odur.
Bilmediğimiz konuda susmayı, “bilmiyorum” demeyi unuttuk. Herkes her şeyi en iyi kendi biliyor sanıyor. Bu durum bizi aslında büyük cahilliğe sürüklüyor. Okumadan, araştırmadan sadece bir videoda gördüğünle, bir gönderide okuduğunla konuşmak, toplumu ileri değil geri götürür. Bilgi değerlidir ama doğru bilgi. Sosyal medya ise maalesef doğru bilgiden çok, yalan yanlış bilgilerin, komplo teorilerinin çöplüğü haline geldi. Gerçek uzmanlar susuyor, sahte kahramanlar konuşuyor.
Kişiliklerin Kayboluşu: Kendi Yolumuzdan Nasıl Saptık?
Peki, bu dijital dünya bizim karakterimizi nasıl etkiliyor? Eskiden insanların bir duruşu vardı. Birisi dürüstlüğü ile bilinirdi, birisi ağırbaşlılığı ile. Şimdi ise sosyal medyadaki kişilikler tamamen “izlenmeye” göre şekilleniyor. Popüler olan neyse ona dönüşüyoruz. Herkes aynı şekilde gülüyor, aynı şakaları yapıyor, aynı kıyafetleri giyiyor. Kimsenin kendine has bir özelliği kalmadı.
Bir bakıyorsun, aslında çok sakin olan biri sosyal medyada en kavgacı kişi olmuş. Neden? Çünkü kavga izleniyor, kavga etkileşim getiriyor. İnsanlar artık kendi değer yargılarına göre değil, takipçi sayısına göre hareket ediyor. “Eğer bunu paylaşırsam çok takipçim olur” düşüncesi, “Eğer bunu yaparsam doğru olur” düşüncesinin önüne geçti. Bu durum toplumun bir kimlik kaybıdır. Kendi özümüzü, o samimi Anadolu insanı karakterimizi bir kenara itip, dijital dünyanın istediği robotlara dönüşüyoruz.
Saygı Olmadan Huzur Olmaz: Klavyeden Kalbe Giden Yol
Şu hayatta pardan, puldan takipçiden veya şatafatlı hayatlardan çok daha önemli bir şey varsa o da birbirimize duyduğumuz saygı seviyesidir. Eskiden mahallemizde bir büyüğümüz geçince hemen toparlanıp, sesimizi alçaltırdık. Şimdi dijital dünyada kimsenin kimseye tahammülü kalmamış. En ufak bir fikir ayrılığında en ağır hakaretler havada uçuşuyor.
Farklı düşünebiliriz, farklı takımları tutabiliriz veya bambaşka hayat tarzlarımız olabilir. Ama bu durum, karşımızdakine saygısızlık yapma hakkını bize vermez. Edep yahu, biraz edep! Ekranın arkasına saklanıp insanları kırmak, aşağılamak kimseye bir şey kazandırmaz. Aksine, insanın ruhunu kirletir. Bizim milletimiz her zaman nezaketiyle, misafirperverliği ile, saygısıyla bilinirdi. Şimdi neden telefonun başında bu kadar hırçınlaştık? Bir düşünmek lazım.
Reklamlar ve Algı Yönetimi: Biz Ne Satın Alıyoruz?
Google Adsense olsun, diğer mecralar olsun; sürekli karşımıza bir şeyler çıkıyor. “Bunu alırsan mutlu olursun”, “Bunu giyersen sevilirsin”. Aslında sosyal medyanın bize yaptığı en büyük kötülüklerden biri de bizi doyumsuz yapması. Sürekli bir şeylerin eksik olduğunu hissettiriyorlar. Evin yeterince güzel değil, araban yeterince yeni değil, telefonun eskidi…
Bu algı yönetimi yüzünden elimizdekilerin kıymetini bilmeyi unuttuk. Sürekli bir yarış, sürekli bir tüketim çılgınlığı içindeyiz. Oysa mutluluk satın alınan bir şey değildir. Mutluluk, bir bardak demli çayda, bir dostun “Nasılsın?” demesinde, evdeki huzurdadır. Biz bu dijital yalanları gerçek sandıkça, aslında elimizdeki gerçek huzuru kaybediyoruz.
Kendimize Dönme Vakti: Dijital Prangalardan Kurtulmak
Peki, bu kadar dert yandık, her şey mi kötü? Tabii ki hayır. Sosyal medya doğru kullanıldığında bir nimet olabilir. Ama biz onu doğru kullanmıyoruz, o bizi kullanıyor. İşte bu durumdan kurtulmak için yapmamız gereken basit ama etkili şeyler var:
Kendin ol, Maskeni Çıkar: Fotoğraflarda kendini inceltip, hayatını lüks göstermeye çalışma. Sen, sen olduğun için değerlisin. Senin doğal halin, en güzel filtreden daha değerlidir.
Gördüğüne Hemen İnanma: Her gördüğün videoya, her okuduğun sansasyonel habere hemen zıplama. “Acaba bu gerçekk mi, arkasında ne var?” diye bir dur ve sor.
Klavye Delikanlılığını Bırak: Yazdığın her kelimenin bir kalbe dokunduğunu, bir insanı yaralayabileceğini unutma. Kırma, dökme; tamir et.
Zamanını Yönet: Günde kaç saatini o ekrana bakarak harcıyorsun? O vakitte yarım kalmış işini tamamlasan veya faydalı şeyler yapsan hayatın ne kadar değişir bir düşün.
Gerçek Bağlar Kur: Takipçilerinle değil, ailenle, komşunla, gerçek arkadaşınla vakit geçir. Ekran başındaki yalnızlıktan kurtul.
Arkadaşlar, bu dünya gelip geçici. Yarın öbür gün o çok sevdiğin sosyla medya mecraları kapansa elinde ne kalacak? Hangi sahte takipçin kapını çalıp bir ihtiyacın var mı diyecek? Hiçbiri. Ama o ihmal ettiğin komşun, o yüzüne bakmadığın akraban senin yanında olacak.
Önemli olan, gerçek hayatta bıraktığın o güzel izdir. Sosyal medya gğzel bir araç, bilgiye ulaşmak için harika bir yol ama bizi kölesi yapmasına, ahlakımızı bozmasına, bizi birbirimize düşürmesine izin vermeyelim. Dürüst olalım, samimi olalım ve en önemlisi insan kalalım. Yalanları bir tarafa bırakıp gerçek hayatın, toprağın, denizin, insan sesinin tadını çıkaralım.
Çünkü gerçek hayat, o telefonun 5 inçlik ekranından çok daha büyük, çok daha renkli ve çok daha güzel. Bir gün o ekranlar sönecek ama bizim insanlığımız, birbirimize olan saygı ve sevgimiz baki kalacak. Hadi şimdi o telefonu yavaşça masaya bırakın, başınızı kaldırın ve yanınızdakine içten bir gülümseyin. Gerçek dünya tam orada sizi bekliyor.
Kalın sağlıcakla, dürüstlükle ve sevgiyle. Ben buradayım, fatihadalan.blog adresinde dertleşmeye devam edeceğiz. Kendinize çok iyi bakın!
